Ne sen Ebussuud efendi olabildin,ne de ben Süleyman.

Geldim yine, adalet umarak ama adil olmayan ben esasında hiç de adalet istemez tavırlardayım. ”Adalet nerede ?” diye sorduğumda gösterdikleri yeri hiç dünya gözüyle göremedim, zaten söyleyenler de ‘bu gözlerle olmaz’ dediler.
‘Gerçek adaleti kim sağlar ?’ sorularım hep inancımda son bulurken, adalet bekleyen benim yapabileceğim tek şey adil olmak ya da tam karşılığı olmasa da zulm etmemek.
Değil midir ki olduğu değeri göstermezsen değerliye ve değersize göstersen hak etmediğinden çok değeri.
Aslında seni hiç suçlayamam söylediklerim ve istediklerimle. Sen değilsin bana bunu yapan. Sağıma baktığımda görmediğim, soluma baktığımda suratıma sırıtan insanlarda da değil sorumlusu. ”O zaman kim ?” sorum, içimde havlayıp duran bir türlü susturamadığım vicdanımda yankı bulmuyor.
Belki de suçluyu bulmak kolay yada suçlamak ama sıra cezaya gelince, ilk taşı günahsız atsın diyene herkes suçlar ve kızgın gözlerle bakıyor; ‘nerden çıktı şimdi bu söz’ der gibi.
Cürmüm beni tutuştururken bir tarafımda gerekçeler üretiyor, yabana atılamaz gerekçeler. Bir zaman bu gerekçeler beni Raskolnikov yapıyor ve diyorum ki; “bir Napoleon olmak istedim,bunun için yaptım...şimdi anladın mı?” ancak bu çok uzun sürmüyor, uğultu yeniden beni buluyor,ellerimle kafamı tutacakken ellerim yok oluyor ve ben şimdide bir dönüşüm geçiriyorum,annem bile beni tanımıyor.
Göstereceğim diyorum, sizin uydurduğunuz kuralların bana uymadığını benim sizin gibi olamadığı.Sizinde benim ağlamalarıma kulaklıklarınızı takıp baktığınız ve hayatınızda yerimin bir ‘efekt’ sesinden daha değersiz olduğunu.
Şimdi kendimdeyim diye telkinde bulunduğumda üzerime bulaşan kelimeleri silkeyerek ve ruhuma aynadan son kez bakarak kapını çalıyorum. İçeride senin yanında bir kaç kişi daha var hepiniz de bir çok sorunu çözmüş gibi duruyorsunuz, buna sevinmiyor değilim ve söylüyorum yazıya döktüklerimi.
Verilecek cevapları taşımak için ellerim bomboş beklerken, “evet” lafzı ile “sen ne anlatmak istiyorsun yani yaptıklarından sonra bizden medet mi umuyorsun” beyanı ile karşılaşıyorum.
Ve o sırada yağmur yağıyor ,ordusunun tamamı yok olmuş ancak kendisi kalmış komutan üzgünlüğümde kelimelerimin cesetlerine bakarak ağlamak istiyorum ama bunu dahi yapamıyorum.
Ağzımdan gayri ihtiyari ; “ karşındakini anlamazsan bu sadece onun anlattıklarının anlaşılmazlığından mı kaynaklıdır ? Yoksa onu anlamaya çaba harcamadığından mı ? Emek verilmeye değmez mi insan.” cümleler çıkıyor ve odadan çıkıyorum.
Daha sonra kalemim elimde , defterime yine içimi döküyorum; Sözlerimin bir yere varmasını bekleyen Sen,istediği ile karşılaşmayacağını bilen Ben. Karşısında Ebussuud efendiyi görmeyi arzulayan ancak Süleyman olamayan ben. Ve zalim olarak “ben” lafzı ile yazıyı bitiren, yine ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder