20 Ekim 2014 Pazartesi
Ne sen Ebussuud efendi olabildin,ne de ben Süleyman.
Geldim yine, adalet umarak ama adil olmayan ben esasında hiç de adalet istemez tavırlardayım. ”Adalet nerede ?” diye sorduğumda gösterdikleri yeri hiç dünya gözüyle göremedim, zaten söyleyenler de ‘bu gözlerle olmaz’ dediler.
19 Ekim 2014 Pazar
Çözüm Yok
Davacısı olmayan
bütün duruşmaların davacısı ben oluyorum ve davamdan vazgeçiyorum. Davalısı
olmayan bütün duruşmaların davalısı olarak da kabul ediyorum.
“İşte oldu”
diyorum.” “Husumet son buldu.”
Ve
bilirkişilerin yüzlerine aslında hiç bir şey bilmediklerini haykırıyorum.
Bütün muaccel
olmuş borçlar uğruna ruhumu ipotek ettiriyorum.
Cübbemi artık
sadece namaz kılarken giyiyorum.
İlanları da
kimseyi aramak için değil, sadece son yemeğim de, yürekli havarilere yerimi
bildirmek için kullanıyorum.
Rüyamda Süleyman
alnımdan öpüyor ve “Oğlum çözdün davaları, bu sayede bende bolca sohbet
ediyorum karıncalarla”diyor.
Bütün hakimler
ve savcılar işsiz kalıyor, avukatlara zaten gerek yok, çünkü kimsenin kendini
savunmaya ihtiyacı yok.
Adliyeler artık
müze olarak kullanılıyor. İnsanlar sohbetlerinde ; “biliyormusun üstadım,
eskiler sorunlarına buralarda çözüm buluyorlarmış” diyorlar.
Çözüm lafını duyan ben, kendime hakim
olamayarak tebessüm ediyorum ve içimden;
‘çözüm yok’ diyorum ‘çözüm yok...’
18 Ekim 2014 Cumartesi
BAKIŞ
Amca ellerini sıvamış dualar eşliğinde abdestini
alırken,yanına güzel giyimli biri geldi.Küçümser vaziyette amcaya baktı ve
gitti.Amca hiç oralı olmadı,mağrur vaziyette devam etti,uhrevi
temizliğine.Üstüne başına baktı,adam,aklımda sadece gitmek istediği yer
vardı.Amca ise gidecekleri son yere hazırlık için abdest alıyordu.
Küçük kız başında ki örtüyü çektikçe çekti,belli ki bir
şeyler yapmak ister gibiydi.Annesine özenip o da ona göre olabilecek bir
başörtüsüyü alıp dışarı çıkmış,güzelce kafasına yerleştirmiş ve etrafa
bakıp,takdir beklemişti.Ve annesinden isteğini aldı; “ne kadar da güzel
yakışmış benim kızıma”. Yanından geçen genç kız acır vaziyette kıza baktı.
“Yazık dedi kendi kendine yazık,daha bu yaşta”.Ama küçük kızın duymak istediği
annesinin sözleriydi.Genç kıza inat.
Evet, belki de ‘yazık lı’ bir cümle kurmanın tam zamanı olan
vakitti ama kime ?.
Genç adam ders arasını fırsat bilip fakülteye beş dakika
uzaklıkta ki mescide koşturuyordu.Mescidde namazını kıldı.Dua güvecinlerini
sema ya yolladı.Hızlı adımlarla ders’e yetiştim derken,anfinin kapısının
kapanmış olduğunu gördü,kapıyı açtı ve içeri girdi.Bunu gören profesör
anladı,çocuğun neden geç geldiğini,birkaç defa daha rastlamıştı çünkü.Genç adam
alnında secde izleri ile yerine oturmak isterken,sırtından laflandı.
“Nerden geliyosun,evladım” söylenebilecek ilk darbeye zemin
oldu. “Namazdan” cevabı ise kalkan.Ve çıldırış,sinir,parmak uçlarını yiyiş...
Genç adam dışında olayı anlamlandırmayanlara,Allah
rehber ; “ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin
gizli tuttukları ise, daha büyüktür.” (03/18)
Ders
bitti.
Kadın
kendini yırtarak bağırıyor,kendine yandaş arıyordu.Yandaşları da aynı onun
gibi,yırtınıyorlar.Konuşma uzadı,uzadı; “bizde bilmem neyiz,biz sizden daha
bilmem neyiz,siz bilmem ne istismarcılarısınız.”
Ve sesler
kesildi.Ama görüntü aynı,kürsüde ki kadının ağzı oynuyor,konuşur gibi
hareketlerde bulunuyor,onu dinleyenlerde yine ellerini kaldırarak tezahürat
yapar gibiydiler.Fakat ses yok.Ses gitti.Görüntü siyah-beyaz.
Sadece “geldiler”
diye biri bağırdı.Ve boğalar saldırmaya geçmeye hazırlanırken.Bir örtü hepsini
tuttu,kaldırdı.
Üzerlerine
sadece toprak serpildi. “Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti üstlerinde
duruyordu.
Firavun,Nemrut ve Ebu Cehl el ele.Buradalar,ilk uğrak yerleri,meclis.Kimse
onları tanımıyor.Galiba yani bir Avrupa heyetinin üç diplomatı diyenler
çoğunlukta.Herkesler el sıkışmalar,konuşmak istemeler ve yandaş arayışları.
17 Ekim 2014 Cuma
Allah Lafzının ardından
geldiği ‘HAYIR’ larla başladı her şey…
Artık gün bitiyordu,günler bitiyordu. Mevsimler
selam bile bırakmadan çekip gidiyor, sadece ben kalıyordum. Ellerim bomboş
olarak.
Çevrem pislik, toz duman…
Geldiğim yer ya işim ya da evim oluyordu.
Beklendiğim yer zaten yoktu ki.
Beklenmediğim yerlere ise zaten gidemiyordum.
Kaybedecek bu dünya zindanında sadece
prangalarım olmasına rağmen, efendisine aşık köleler gibi kalıyordum.
Üstüm başım toprağa bulanmış, miskinler
tekkesinin dersini kaçırmayan tek dervişiydim.
Hiçbir zaman bağırıp, kırıp, dökememiştim ama
şimdi sesimi bile çıkartamıyordum.
Nerden beklenirdi bende meydan okumak ya da
büyük bir ‘HAYIR’ demek.
Başım dönüyordu, neler oluyor diye etrafa
bakındım
Çevremde klakson sesleri, satıcıların
bağırtıları, üçüncü sınıf müzikler.
Ve en güzel senfoni; Sessizlik.
Gerisi değişim, dönüşüm.Kafka böceğe dönüşmeyi
kendine değer biçti, ben beşerlikten kurtularak şerefli mahlukat insana
dönüştüm.
Artık kimse bana bir şeyler diyemiyordu. Ben ‘HAYIR’
larımı kendime kalkan yapmış etrafta koşuyordum.Sadece duraklarım minareli Allah’ın
evleri oluyordu.
Don kişot gücünü toplatıp yel değirmenlerine vurmak istiyordu .Bense
gücümü minarelerden alıp başka yerlere saldırıyordum.
Yanımda kimsem yoktu. Beni görenler Ebu zer e
dedikleri gibi o tek yaşadı tek haşredilecek yakıştırmasını yapıyorlardı.
Ellerimi açarak yolların ortasında duruyor, haykırıyor,
bağırıyordum. Fakat insanlar beni bir kelime ile yaftalayıp yollarına devam
ediyorlardı: ‘meczup’
Aslında ben de biliyordum yaptıklarımın mantık
ile bağdaşmadığını ve sadece ‘bak’malık işler yaptığımı. Ama içimde HAYIR
ağaçları kök salmak isterken yada bir başka deyişle evim yanarken benim
koşturmamdan ayaklarına bastıklarımın bakışları beni ilgilendirmiyordu ki.
Büyük büyük laflar etmek için oturduğum
banklarda en yakın dostlarım yaşlı amcalarla ,torununu gezdirmeye çıkan
teyzeler oluyordu.Anlatıyordum fakat onlar suratıma sadece ‘dünya bir gündür o
günde bugündür ’ diye bakıyorlardı.
Yürüdüm , koşmaktan yorulduğumdan değil , sadece
karıncaların yuvalarına yemek taşımasını gözden kaçırıp es geçmekten korktuğumdan yürüdüm.
Yürürken ‘HAYIR’ inancıma halel gelmemesi için
sadece insanlara bakmamaya özen gösterdim. Yani kirlenmemeye.
Kirlenmekten korkuyordum. Yıkanmakla
geçmeyecek kirlenmekten.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


