Amca ellerini sıvamış dualar eşliğinde abdestini
alırken,yanına güzel giyimli biri geldi.Küçümser vaziyette amcaya baktı ve
gitti.Amca hiç oralı olmadı,mağrur vaziyette devam etti,uhrevi
temizliğine.Üstüne başına baktı,adam,aklımda sadece gitmek istediği yer
vardı.Amca ise gidecekleri son yere hazırlık için abdest alıyordu.
Küçük kız başında ki örtüyü çektikçe çekti,belli ki bir
şeyler yapmak ister gibiydi.Annesine özenip o da ona göre olabilecek bir
başörtüsüyü alıp dışarı çıkmış,güzelce kafasına yerleştirmiş ve etrafa
bakıp,takdir beklemişti.Ve annesinden isteğini aldı; “ne kadar da güzel
yakışmış benim kızıma”. Yanından geçen genç kız acır vaziyette kıza baktı.
“Yazık dedi kendi kendine yazık,daha bu yaşta”.Ama küçük kızın duymak istediği
annesinin sözleriydi.Genç kıza inat.
Evet, belki de ‘yazık lı’ bir cümle kurmanın tam zamanı olan
vakitti ama kime ?.
Genç adam ders arasını fırsat bilip fakülteye beş dakika
uzaklıkta ki mescide koşturuyordu.Mescidde namazını kıldı.Dua güvecinlerini
sema ya yolladı.Hızlı adımlarla ders’e yetiştim derken,anfinin kapısının
kapanmış olduğunu gördü,kapıyı açtı ve içeri girdi.Bunu gören profesör
anladı,çocuğun neden geç geldiğini,birkaç defa daha rastlamıştı çünkü.Genç adam
alnında secde izleri ile yerine oturmak isterken,sırtından laflandı.
“Nerden geliyosun,evladım” söylenebilecek ilk darbeye zemin
oldu. “Namazdan” cevabı ise kalkan.Ve çıldırış,sinir,parmak uçlarını yiyiş...
Genç adam dışında olayı anlamlandırmayanlara,Allah
rehber ; “ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin
gizli tuttukları ise, daha büyüktür.” (03/18)
Ders
bitti.
Kadın
kendini yırtarak bağırıyor,kendine yandaş arıyordu.Yandaşları da aynı onun
gibi,yırtınıyorlar.Konuşma uzadı,uzadı; “bizde bilmem neyiz,biz sizden daha
bilmem neyiz,siz bilmem ne istismarcılarısınız.”
Ve sesler
kesildi.Ama görüntü aynı,kürsüde ki kadının ağzı oynuyor,konuşur gibi
hareketlerde bulunuyor,onu dinleyenlerde yine ellerini kaldırarak tezahürat
yapar gibiydiler.Fakat ses yok.Ses gitti.Görüntü siyah-beyaz.
Sadece “geldiler”
diye biri bağırdı.Ve boğalar saldırmaya geçmeye hazırlanırken.Bir örtü hepsini
tuttu,kaldırdı.
Üzerlerine
sadece toprak serpildi. “Her canlı ölümü tadacaktır” ayeti üstlerinde
duruyordu.
Firavun,Nemrut ve Ebu Cehl el ele.Buradalar,ilk uğrak yerleri,meclis.Kimse
onları tanımıyor.Galiba yani bir Avrupa heyetinin üç diplomatı diyenler
çoğunlukta.Herkesler el sıkışmalar,konuşmak istemeler ve yandaş arayışları.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder